BİR REKLAMCININ EN BELİRGİN ÖZELLİĞİ…

Süheyl Gürbaşkan, 13 Mayıs 1982 tarihli Dünya Gazetesi’ne verdiği röportajında reklamcılığın bir nevi “One man show” olduğunu söyler. 1960’larda başladığı reklamcılığı 1980’li yılların reklamcılığıyla, o dönemin koşullarında da değerlendirdiği bu söyleşide, yeni okuduğu kitapları, yeni gördüğü reklamları paylaşır, okuma tutkusundan “Harıl harıl okuyorum, bavullar dolusu kitap, dergi belge getiriyorum (yurt dışından)” diye bahseder ve ekler: “Çünkü kanımca reklamcılıkta en önemli unsur kültür birikimi, kendini yenileme, literatürü izleme, düşgücüdür”.

Rubikon adlı kitapta kendisine yöneltilen “Bir reklam adamının en belirgin vasfı ne olmalıdır?” sorusuna Süheyl Gürbaşkan’ın verdiği yanıtın, bugün bir reklamcıda aranan kriterlerle örtüşüyor olması oldukça dikkat çekici:

“Bir reklam adamı bence, dünya görüşü geniş, her konuda söz söyleyebilir olmalı. Ortamı, güncel konuları çok iyi izleyebilmeli, okumalı, araştırmalı, devamlı kendisini yenileyebilmeli, kısacası çok yönlü olmalı. Reklamcılık bir yerde amatör bir meslektir. Bu duyguyu kaybetmemelidir.

Ben şuna benzetirim. Poker oyununda dört kişi karşı karşıya oturduğunda amaç parasaldır. Kâğıdına veya blöf kabiliyetine göre bir deklarasyonda bulunup, karşısındakinin parasını almaktan ibarettir. İş orada biter. Bir de briç var. Briç de kâğıt oyunudur. Ama, oradaki amaç, oyunu oynamak bilgisi, zevkidir. Briç’i iyi oynayan zaten kazanır. Reklamcı amatör olmak niteliğini kesinlikle bırakmamalı. Bıraktığı anda, hüviyetini, karşısındakine vermesi gereken saygınlığını yitirir.

Reklamcının köprü olma işlevi

Bir reklam adamı, ayrıca ve yine bence, bir komünikasyon adamı olmalıdır. Üreticiden tüketiciye kadar oluşan, gelişen her şeyde, her yerde reklamcının komünikasyon görevi çok önemlidir.

Sonra, bir reklam adamı, muhayyile gücü kuvvetli kişi olmalıdır. Ünlü bilgin Einstein’in sözüdür; der ki: Muhayyile, bilgiden de ötededir, üstündür, gerçektir.”