MÜŞTERİ İLE DOST OLMAK MI?

“Reklamcı ile reklam yaptıran kişinin ilişkisi genellikle dostlukla başlar. Fakat ben samimi olarak söyleyebilirim ki, reklam ilişkisinden önce mevcut olan dostlukları, dostluğunu elde ettiğim o her hangi bir kimsenin bilahare reklamlarını alabilir miyim acaba düşüncesinden, kesinlikle uzak tutmuşumdur. O nedenle de işveren bize, reklamını, işini yapabileceğimiz için gelsin diye beklemişimdir.”

Süheyl Gürbaşkan’ın reklamveren ile ilişkilere bakışının bir özetidir bu cümleleri. Titizlikle üzerinde durduğu müşteri ilişkilerinde dostluk konusunda bu kadar keskin köşeleri olmadığını da Rubikon adlı kitaptaki söyleşisinde dile getirir:

“Bu, reklamcı reklamını yaptığı kimseyle dost olmayacak demek değildir, olabilir. Pek âlâ önceden o kişiyle dost bulunabilir. İnsanın gerektiğinde tanıdığı bir doktora gitmesi ne kadar doğalsa, tanıdığı bir reklamcıya gitmesi de o kadar doğaldır. Reklamcı ile reklam yaptıran kişinin dostluğunun ötesinde bir başka dostluk da, o ilişkilerle birlikte oluşuyor, doğuyor. Çoğu kez o dostluk, yapılan çalışmaların karşılıklı her iki tarafı da tatmin etmesiyle büsbütün güçleniyor. İşin dışında, bir yakınlık kuruluyor. Önemli olan da zaten, onun böyle bir noktaya erişip, iki başlı devam edebilmesi, yaşayabilmesi. Yani, dostluğun önceden var olanı gibi, hizmet sonucu başlamış ve devam etmiş olanı da güzel.”