İzlemek ve araştırmak; bulmak, okumak ve öğrenmek.

İlk ve en önemli prensip şudur, bence: Her işte olduğundan ve gerektiğinden daha çok, reklamcılık mesleğiyle ilgili ne görürseniz, ne işitirseniz onları izlemek ve araştırmak; bulmak, okumak ve öğrenmek.

Okumak, öğrenmenin en kestirme yoludur. Biz aslında, şanslı bir milletin çocuklarıyız. Gazetecilik mi, bankacılık mı, süpermarketçilik mi, ne dersen de, aklına ne gelirse gelsin, her işi Avrupalı, Amerikalı bizden önce yapmış. Ve günden güne daha iyisini yapıyor. Reklamcılık da öyle. Onların neyi, nasıl, neden yaptığını dikkatlice ve gecikmeden öğrenen herkes, Türkiye’mizde kolaylıkla başarıya ulaşabilir. Japonların kalkınmasını; başkalarının yaptıklarını, ellerini çabuk tutup, daha çok ve daha ucuza yapmaları sağlamıştır. Onun için ben derim ki, bir reklamcı da, işinin iyi ve örnek bir kişisi olmak isterse, önce yabancı ülkelerde yapılanları araştırmalı, öğrenmeli ve uygulamalıdır.

Bu tutumun adına, taklitçiliktir denemez. Bu bir metot edinmektir, bir yöntem bulmaktır. Batı, bir pusuladır. Türk reklamcılığının, el yordamıyla yol bulmak yerine; pusula ile daha ileriye gideceği, daha büyük ufuklara açılacağı kuşkusuzdur.