Çamaşırda Mintax.. Bulaşıkta Mintax.. Tertemiz yapar ilk günkü gibi…

Hiçbir şeye karışmayan müşteri

Süheyl Gürbaşkan için Mintax ile çalışmak, bambaşka ve unutamadığı bir deneyimdi. Dönemin parası ile 2 milyon TL’lik bütçe, İstanbul Reklam’a emanet edilir ve müşteri, “Hiçbir şeye karışmayacağım” der. Sonuç, büyük bir başarıdır.

1971 yılında, Türkiye Tüccar ve Sanayiciler Derneği, bir Afrika turu düzenlemişti. Mısır, Etopya, Kenya, Sudan ve Fas gibi ülkeler gezilecekti. Bu tür gezilere, hem yeni ülkeleri tanımak, hem de reklamcılık mesleği ile ilgili yeni gelişimleri izlemek olanağı sağladığından, fırsat buldukça katılmaya çalışırım.

Nitekim çeşitli işadamlarının da katıldığı o yolculuk sırasında, grup kaynaşmış, yeni dostluklar oluşmuştu. Bu arada, içten, hareketlerinde dengeli, kişiliğiyle saygı uyandıran, Ahmet Dürüst adında bir iş adamıyla de tanışmıştım. Eşi de yanındaydı… Mintax’ı imal ediyormuş… Daha önce bir iş ilişkimiz olmadığı için, genellikle havadan sudan sohbetlerle sürdürdük gezimizi. Kendisini, ailesini son derece sevmiştim çok kısa zamanda. Temin ederim, herhangi bir iş-güç, reklam konusu, aklımın köşesinden bile geçmemişti.

1972 yılının kış aylarında, film çekimi için ekip halinde, Uludağ’a çıkmıştık. Akşamına, kaldığımız otelde Ahmet Dürüst’le karşılaştık. Yine ailesi yanındaydı.. Dinlenmeye gelmişti.. Yemekten sonra, ocak başı sohbeti sırasında, reklamla ilgili bazı tasarılarından söz etti:

“Süheyl…” dedi; “Biz on yıldır imalat piyasasındayız… Fakat, doğru dürüst hiç reklam yapmadık. Piyasadaki bütün deterjanlardan daha ucuzuz.. Üretimimize hiçbiri erişemez. Satışlarımız da iyi.. Bunlara rağmen, artık reklam yapma zamanının geldiğine inanıyorum. Gelişmekte olan markalar var.. Onların arasında yerimizi sağlamlaştırmak, yalnız kendimizin bildiği özelliklerimizi halka duyurmak zorundayız. Bir reklam kampanyasına başlayalım istiyorum. Bu kampanyanın uygulanmasını sana, dolayısıyla İstanbul Reklam’a emanet etmek niyetindeyim. Nasıl başlayalım?.. Ne yapalım?.. Bu işe ne kadar para ayıralım?..”

Hemen orada, ocak başında, ana çizgiler halindeki önerilerimi ilgiyle dinledi.

Mintax’a şöyle bir reklam uygulaması yapılabilirdi…

İlk yıl, kampanya sonucu ortaya çıkacak gelir artışı, ertesi yıl aynen reklam gideri olarak harcanacak; ikinci yıldan sonra, reklam nedeniyle hasıl olan gelir artışının belirli oranlarda müesseseye dönüşümü sağlanacaktı…

“İlk yıl kampanyası için iki milyon lira ayırıyorum..” dedi; “Hiçbir şeye karışmayacağım. Bu bütçeyi dilediğiniz gibi değerlendiriniz.. Başaracağınıza inanıyorum..”

İki milyonun yüzde ellisini TV’ye ayırdık. Geriye kalanını da, radyo ve basın reklamları için planladık. Kampanyanın büyük dilimini Radyo ve TV gibi göze ve kulağa hitap eden medyalara ayırdığımız için, ses, çizgi ve müziğin önemi artıyor, titiz araştırmalar gerekiyordu.

Erim Gözen, üçlü Mintax tiplerini çizdi.. “Çamaşırda Mintax.. Bulaşıkta Mintax.. Tertemiz yapar ilk günkü gibi…” sloganı bulundu. Üçlü tipi, bu sloganla kaynaştıran güzel de bir cingıl oluşturuldu. Sonunda o yılın en başarılı kampanyası doğmuş oldu.

Kanımca burada, başarının büyük payı sayın Ahmet Dürüst’e aitti. Bütün sorumluluğu bize bırakmakla, bütçeyi bize emanet etmekle, o yükün altından kalkabilmek uğruna, seferber olmamızı sağlamıştı.

Ertesi yıl yüzde elli, 1974’te de yüzde yüz artırarak, reklam harcamasını altı milyona yükseltti. 1975’de bu rakam dokuz milyon liraya, 1976’da on beş milyon liraya ulaştı.

Reklama yatırdığı bütün harcamalar, kanımızca hep müesseseye; müessesenin gelişmesi için gerekli tüm yatırımları da ülkemize dönüşüm gösterdi.. İlk dönemlerdeki otuz veya kırk milyonluk ciro, beş yıl içinde reklam harcaması doğrultusunda ve aynı miktarda altı misli artarak iki yüz elli milyon liraya yaklaştı.

Mintax bugün yalnız Türkiye’nin değil, Balkanların en modern ve en büyük deterjan fabrikasına sahiptir. İlişkilerimizin karşılıklı vefa, saygı, dostluk duyguları içinde, pırıl pırıl süregelmesinden mutluluk duymaktayız.