BİNAYA ARSA ARAYIŞI

İstanbul Reklam Sitesi binasının inşası için yer arayışları başlar. Düşünülen yerler yine Cağaloğlu’ndadır. Cumhuriyet gazetesine varmadan, Yunus Nadi’nin eşi Nazime Nadi’nin Kemal Erhan Bey’e sattığı sol köşeyi gözüne kestiren Süheyl Gürbaşkan, bu yer için görüşmelere başlar:

binaarsa“Köşe başı, cepheli, güzel bir yerdi. Hoşuma gitti. Hâlen Haber Ajansı’nın bulunduğu yer. Malî müşavirimiz Nejat Engintalay, hukuk sorunlarımda yanımda bulunmuş olan Orhan Cemal Fersoy ve ben kalktık, Kemal Erhan Bey’i ziyaret ettik. Yerine talip olduğumuzu söyledik. “Beş yüz bin lira istiyorum.” dedi. Bütün olanaklarımızı zorladığımız halde, dört yüz bin lira sağlayabiliyorduk. Kabul etmedi. Üzerinden bir yıl geçti, tekrar müracaat ettik. “Tamam bu sefer beş yüz bin lira vereceğiz” dedik. Bu kez, yedi yüz bin lira istediğini söyleyerek gene yanaşmadı. Bir yıl daha geçti. Yedi yüz bin lirayı denkleştirdik, yeniden müracaat ettik. Bu kez “Bir milyon lira istiyorum” dedi. Sonuç olarak, kısmet değilmiş orası alınmadı. Oradan çok çok daha güzel olan, bu köşeye sahip olduk.

Bugün hala yerinde olan binanın arsasının alınışı da oldukça meşakkatli olur. Süheyl Gürbaşkan, sabırlı ve kararlı yapısı sayesinde bu yeri almayı başarır. Dönemin parası ile 1 milyon 250 bin TL ödenir. Arsanın ön tarafı Cağaloğlu’na, yan yüzü Nuruosmaniye Caddesi’ne bakmaktadır. Oldukça yüksek bir meblağ olan arsa parası için ne var ne yoksa elden çıkarılır ve Gürbaşkanı’ın ifadesiyle “Ertesi gün şirketin elinde, kasasında, bankadaki hesabında kuruşu kalmadı. Bir işi için beş-on bin lira gerekse, bir yerden istemek zorunda kalacaktık.”

Bu iddialı karar, ajansın bazı çalışanlarını tedirgin eder. Hatta dönemin idare müdürü, “Bu kadar riske girmiş bir kişiye kendi geleceğimi bağlayamam” diyerek istifa eder. Ancak Süheyl Gürbaşkan aldığı arsaya ek olarak hemen bitişikteki yan binayı da alma hesapları yapmaya başlamıştır bile. Arsanın ve yanındaki binanın alınış hikayesini Rubikon kitabında anlatır:

binaarsa2“Buranın alınması da hayli ilginçtir. Dağınık iş yerlerimize on beş yirmi metre mesafede bir arsa, bir boşluk. Her önünden geçişte hayal ediyorum. İstediğimiz iş yeri ne güzel olur. Hem çalışır, hem inşaatımızı takip edebiliriz. Fakat mal sahibinin satmaya niyetli olmadığını da duymaktayım. Ecvet Bey adında emekli bir doktordu. Gittim, böyle bir niyeti olup olmadığını sordum. “Yok…” dedi. Bir süre sonra tekrar gittim. “Ben burada bir han yapmayı tasarlıyorum” dedi. Yine epeyce zaman geçti, hanın yapılacağı yoktu. Yeniden gittim. Bu kez ortada göründü. Yani, satmakla han yapmak arasında kararsızdı.

Evi, Aksaray taraflarında bir yerdeydi. Mübalağasız elli defadan fazla, üç dört ay evine taşındım. “Burayı değerlendirecekseniz bir diyeceğim yok; ama satmaya niyetliyseniz bize satın” dedim. Uzun kararsızlıktan sonra satmaya razı duruma geldi. Geldi ama, bu kez de tapu işlemlerine bir türlü başlamıyordu. Birkaç ay da böyle geçti. Sonunda, işin savsaklanmakta olduğunu o da anladı her halde, birkaç gün içinde tapuya uğrayacağını kesinlikle belirtti.

Yapı Kredi Bankası’nın Beyazıt Şube Müdürü o zamanlar Sayın Semih Kalenderoğlu’ydu. Anısı, bende pek değerli yer tutan ağabeyimize; “Tapu memuruna söyleyin lütfen, her gün gelsin. Öğle üzeri defteri yanında, bankada hazır bulunsun. Muamele öylesine tamam olsun ki, ertesi güne bir noksan kalmasın. Çünkü satıcı belli bir şey söylemiyor. Kesin gün veremiyor. Birkaç gün içinde gelirim diyor. Geldiği gün işlemleri bitiriverelim. İş, bir imzayla noktalansın…” dedim.

Gerçekten tapu memuru, bir hafta kadar, her gün orada hazır bulundu. Fakat satıcı bir türlü görünmediğinden bana “daha bekleyelim mi?” diye sormak zorunda kaldılar. Ben de “bekleyelim…” dedim. En geç bir hafta içinde bu işin olacağına dair bir his taşıyordum.

Sonunda bir gün çıkageldi. Beyazıt taraflarında bir işi varmış. Birlikte gittik; önce o işini hallettik. Bir ara ben: “İsterseniz bugün bankaya da uğrayalım…” dedim. Açıkça söyledim: “Bugün geleceğinize dair içimde bir his vardı. Banka müdüründen rica etmiştim. Başka bir satış nedeniyle bankaya gelecek tapu memurunu bekletecekti. Mümkünse uğrayalım, başlayalım işe…” Gittiğimizde tapu memuru oradaydı. İlk görüşmemizden bu yana hasıl olan fiyat farkını da hesaba katarak, takriri hazırladık. Bedelini kuruşuna kadar ödedik. O da hayırlı olması dileklerinde bulundu.” (Rubikon)

Türbenin öbür yanındaki binaya istenen para ise 500 yüz bin lira idi. İstenen miktar bulunur, bina satın alınır ve tahliyesi için beklenmeye başlanır:

binaarsa3“Yalnız, içinde çeşitli kiracılar vardı. Renk Grafik, Renkler Matbaası, bir biçki-dikiş yurdu, bir mimarî büro, avukat ve doktorlar kiracılar arasındaydı. Kanunen normal bir tahliye, yeni mal sahibinin burayı kendi ihtiyacı için kullanacağını kanıtlamasıyla mümkündür. Buna rağmen, hiç biriyle ihtilafa düşmeden, çeşitli yollardan anlaşarak, kısa sürede tahliyelerini sağladık. O kadar ki, tahliye edenlerden Renkler Matbaası, yeni yerine geçişi nedeniyle, bir gün sürpriz olarak, (tahliyemiz sırasında ve yeni yerimizin kuruluşunda katkısı, desteği ve gösterdiği kolaylık için İstanbul Reklam’a ve Süheyl Gürbaşkan’a teşekkür ederiz) mealinde bir gazeteye teşekkür ilanı bile vermişti.” (Rubikon) Bir süre sonra bu binayı da yıkıp arsaya dahil ederler ve İstanbul Reklam Sitesi binasının yapım çalışmaları başlar.